Kendimi Sevmek Neden Bu Kadar Zor?

Thumbnail

Spiritüel yola girdiğinizde ilk duyduğunuz şeylerden biri, işe kendinizi sevmekle başlamanız gerektiğidir – her şey burada başlar. Bunu defalarca duydunuz değil mi? Guruji'nin kendisi bunu birçok kez söyledi ve bunun ne kadar önemli olduğunu hatırlattı. Yine de görülüyor ki çoğu kez bunu oldukça yanlış anlıyoruz.

Bazı insanlar, kendilerini oldukları gibi sevmenin ve kabul etmenin zor olduğunu söylüyor. İçlerindeki tüm bu olumsuzluğu kabul edip bunun üzerine yükselmek onlara zor geliyor. Diğerleri ise, kendini sevmek bencil olmalarına ve içlerindeki olumsuzluğu aşmakta pasif olmalarına yol açacakmış gibi hissediyorlar. Bunlardan herhangi biri size tanıdık geliyor mu?

Peki kendimizi sevme konusunda tam olarak neyi yanlış yapıyoruz?

Belki de bu sorunun cevabını bulabilmek için, öncelikle kendimizi sevmenin ne anlama geldiğini tanımlamamız gerekiyor. Bir an için şunu düşünelim: Guruji kendimizi sevmeliyiz dediğinde şunu mu demek istiyor?:

“kendini sev”

Yoksa aslında şunu mu?

“kendi Öz’ünü sev”?

“Kendimizi sevme” ile ilgili sorun, kimliğimizi yanlış konumlandırmak kadar basit olabilir. Puri’deki son sessiz inzivada Guruji’ye, kendisini kabul etmekte zorlandığını söyleyen ve ondan tavsiye isteyen bir bayan olduğunu hatırlıyorum. Ve Guruji’nin cevabı gerçekten de çok basitti. Kendinizi, alt benliğinizin yan ürünleri, tüm alt düşünceleriniz ve duygularınızla tanımladığınız sürece, kendinizi gerçekten sevmenin ve kabul etmenin zorlaştığını - bu durumda kendinizi aşmaya çalıştığınız tüm olumsuzluklarınızla tanımladığınızı söyledi, ki bu da bir içsel çatışma yaratıyor. Fakat bunların hiçbirinin kendiniz olmadığını fark edip, bilinçli bir Gözlemci olduğunuzda ve bu düşünce ve duyguların sizi tanımlamadığını idrak ettiğinizde, kimliğinizi bu düşük benlik içinde arama fikrinden vazgeçer ve onu Öz’ünüzde aramaya başlarsınız.

Ama kendi Öz’ünüzü sevmek için, önce kendi Öz’ünüzü bilmelisiniz.

Peki gerçek Öz’ümüzle nasıl iletişime geçebiliriz? Zihnimizin sessiz ve bilinçli gözlemcisi olarak. Bunu, odağımızı nazikçe düşük benliğimizden yüksek benliğimize getiren Atma Kriya Yoga ile yapabiliriz. Odağımızın yüksek benliğimize yönelmesi Tanrı-idraki’ne giden yolda atılan ilk adımdır. Kriyalarınızı bitirdikten sonra sessiz meditasyonda otururken kendinizi sevmenin ve kabul etmenin ne kadar kolay olduğunu fark ettiniz mi? Bunun nedeni, Atma Kriya Yoga pratiğinden sonra özdeşleşmenizin, bu sessiz Gözlemci olan, gizlice her düşünce ve duygunun ardında olan Öz’le olmasıdır. Ve bu Öz kendi içinde tam ve eksiksizdir - çünkü Tanrı'nın kendisinden bir parçadır.

Öyleyse, Öz benliğimizle içsel iletişimi nasıl geliştirebiliriz ve Öz’ümüzü sevebiliriz? İçimizde ortaya çıkan düşünce ve duyguların hiçbirinin biz olmadığını kendimize sürekli hatırlatarak. İlahi Benliğimizle bu kaybedilen bağlantıyı yeniden kurmak sürekli, bilinçli bir çaba ile gerçekleşir. Japa Kriya uygulamamız bu süreçte çok güçlü bir yardımcı olur; çünkü bize sürekli içimizdeki İlahi Olan’ın varlığını hatırlatır ve böylece odağımızı sınırlıdan Sınırsız’a çevirir. Ve bu nadir anlarda, ruhumuz veya yüksek benliğimizle gerçekten yeniden bağlantıya geçtiğimizi ve özdeşleştiğimizi hissettiğimizde, sevgi nefes almak kadar doğal bir hal alır, çünkü orada tam bir kabullenme de mevcuttur.

Öyleyse, Öz’ünüzü tanıyın. Ve Öz’ünüzü sevin.


Blog »